Giresun Üniversitesi Öğrencileri Paylaşım Alanı

Daha iyi bir Giresun Üniversitesi için...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  SSSSSS  Kayıt OlKayıt Ol  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Atatürk ve Din Anlayışı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: Atatürk ve Din Anlayışı   Cuma Tem. 20, 2007 12:29 am

Din geniş anlamı ile kul
ile Allah arasındaki bağdır. Yüce Allah Peygamberler göndererek tek
tanrı inancına dayanan dinleri tebliğ etmişlerdir. İnsanın dünyada
görevi ve sorumluluğu olması doğaldır. İnsanın bu sorumluluk anlayışı
onun nasıl hareket etmeliyim? sorusu ile karşı karşıya bırakmıştır.
Çünkü insanı diğer canlılardan ayıran en temel özellik akla sahip
olmasıdır. Kur'an'da akla ve düşünmeye ait birçok ayet vardır. İnsan
aklını kullanarak aldığı eğitim doğrultusunda yaşam felsefesini
oluşturur. Hz. Muhammed "Kim can u gönülden iman eder, kalbini temiz
tutar, dili ile doğru konuşur, haline razı olur doğru güzel huylu
olursa gerçekten mutluluğa erer[2]." demiştir.

Atatürkçülüğün temel prensiplerinden birisi de, islam dinini
batıl inançlardan arınmış olarak Allah'a ilişkin esasları ve Allah
buyruklarını kabul eden ve bu biçimde öğretilmesini ve uygulanmasını
öngören bir düşünce sistemi oluşudur. Atatürk " Allah birdir, şanı
büyüktür. Allahın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz
efendimiz hazretleri, Allah tarafından insanlara dini gerçekleri
duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepinizce
bilinmektedir ki, Yüce Kur'an daki anlamı açık olan ayetlerdir.
İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir. En mükemmel
dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe uymamış olsaydı, bununla
diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü
tüm evren kanunlarını yapan tanrıdır[3]." demiştir.


DİN ÖZGÜRLÜĞÜ


Atatürk'e göre "din
özgürlüğü" bireyin en önemli temel hak ve özgürlüklerden biridir. Ona
göre; "Her birey, istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine özel
siyasi bir düşünceye sahip olmak, mensup olduğu bir dinin icaplarını
yapmak veya yapmamak hak ve özgürlüğüne sahiptir. Kimsenin düşüncesine
ve vicdanına hakim olunamaz. Vicdan özgürlüğü mutlak ve
saldırılamazdır. Bireyin doğal haklarının en önemlisi olarak
tanınmalıdır[4]."

Atatürk din özgürlüğünü bireysel bir özgürlük olarak
görmüştür. Çünkü din Allah ile kul arasında bir bağlılıktır. Aynı
zamanda hukuk devletinin bir yönü de toplumun bütün bireyleri için din
özgürlüğünün tanınmış olmasıdır. Nitekim Anayasamızda bu doğrultuda
vicdan özgürlüğünü sınırsız bir özgürlük olarak kabul etmiştir.

Din özgürlüğü bir yandan vicdan özgürlüğünü öte yandan ibadet
özgürlüğünü kapsar; Atatürk'ün ibadet özgürlüğü konusundaki görüşü
şöyledir; "Türkiye Cumhuriyetinde, her reşit dinini seçmekte özgür
olduğu gibi, muayyen bir dinin merasimi de serbesttir; yani ayin
özgürlüğü masundur[5]..." Atatürk ibadet özgürlüğünü bireysel özgürlük
çerçevesi içinde ele almıştır. Ancak Atatürk dini bireysel özgürlük
anlayışı sınırları dışında kişisel nüfus veya çıkar sağlamak ve siyasal
yapıyı değiştirmek amacı ile kullanılmasının anayasa vasıtasıyla
engellenmesini istemiştir.

Madalyonun bir yüzü din ve ibadet özgürlüğü diğer yüzü ise bu
özgürlüğü korumakla ve kötüye kullanılmasını engellemekle görevli olan
hukuk devletidir. Atatürk bu düşünceler ışığında "Tabiatiyle, ibadetler
asayiş ve genel adaba aykırı olamaz, siyasi nümayiş şeklinde de
yapılamaz. Geçmişte çok görülmüş olan bu gibi durumlara, artık, Türkiye
Cumhuriyeti asla tahammül edemez[6]."demiştir

Atatürk'ün bu görüşlerinin bir yansıması olarak; Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası ibadet özgürlüğünün devletin sosyal, ekonomik,
siyasi veya hukuki temel düzenini, değiştirilmesi veya siyasi ve
kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacı ile kullanılmasını
yasaklamıştır İbadet özgürlüğü anayasal bir özgürlük olduğu için hukuk
devletinin yani anayasanın koruması altındadır. Hukuk devleti bu
özgürlükleri korumak için diğer özgürlüklerde olduğu gibi; yukarıda
belirtilen özel sınırlama sebepleri ortaya koyabilecektir. Ancak özel
sınırlama sebepleri hukuk devletinin bir gereği olarak kanunla tespit
edilecek ve idarenin tüm uygulamaları yargı denetimine açık olacaktır.
Atatürk bu görüşünü; "Vatandaşların bireysel ve sosyal özgürlükleri,
eşitliği, dokunulmazlığı ve mülkiyet haklarını saklı tutmak önemli
esaslardandır[7]..." sözleri ile belirtmiştir.

Görüldüğü gibi; Atatürk ibadet özgürlüğünü korumak ve kötüye
kullanılmasını engellemek amacı ile ancak kanun ve bağımsız yargı
yoluyla yukarıda belirtilen özel sınırlama sebeplerinin uygulanmasını
istemiştir.


ATATÜRK'ÜN DİN ANLAYIŞI


Atatürk laiklik anlayışını asla
dinsizlik olarak kabul etmemiştir. Çünkü ona göre gerçek anlamda din ve
ibadet özgürlüğü laik sosyal bir hukuk devletinde gerçekleştirilebilir.
Ona göre bireylerin bu özgürlüğü hukuk devletinin koruması altındadır.
Ona göre; bu özellik yüce dinimize de uygundur. "Hz. Adem
aleyhisselamdan itibaren bilinen ve bilinmeyen sayısız denecek kadar
çok nebiler, peygamberler ve elçiler gönderilmiştir. Fakat Allah
Peygamberimiz vasıtasıyla en son dini, medeni gerçekleri verdikten
sonra artık insanlıkla, aracıyla temasta bulunmağa lüzum görmemiştir.
İnsanlığın kavrayış derecesi, aydınlanma ve olgunlaşma derecesindedir.
Her kulun doğrudan doğruya tanrısal düşüncelerle temas kabiliyetine
eriştiğini kabul buyurmuştur. Bu sebepledir ki Cenap-ı Peygamber
elçilerin sonuncusu olmuştur ve Kur'an en ek***siz kitaptır[8]."

Nitekim; "uyum kabiliyeti noksanlığını, Kur'an'ın
ayetlerine atfedecek yerde, kendi anlayış düzeyimizin yetersizliğine
atfetmemiz gerekmektedir[9]."Nitekim insanlar eğitim düzeyleri
ölçüsünde dini yorumlar getirebilirler. Bu yorumlar arasındaki
uyumsuzluk "bizi Kur'an'ın yetersizliğine hükmetmeye sevketmemelidir.
Zira insanların dini, kendi akıl ve anlayışları ölçüsündedir[10]."


Atatürk bilgili din görevlileri yetiştirmenin önemini her
konuşmasında vurgulamıştır; "nasıl ki her hususta yüksek meslek ve
ihtisas sahipleri yetiştirmek gerekli ise, dinimizin gerçek felsefesini
inceleyecek araştıracak bilimsel ve teknik olarak telkin kudretine
sahip olacak seçkin ve gerçek din ilim adamlarını da yetiştirecek
yüksek öğrenim kurumlarına sahip olmalıyız[11]." Çünkü Atatürk'e göre;
" Din vardır ve gereklidir."

Atatürk demokrasinin bir gereği olarak bireyin din anlayışı konusunda şu sözleri söylemiştir; " Şüphesiz düşüncelerin inançların başka başka olmasından, şikayet etmemek
gerekir. Çünkü, bütün bireyler ve inançlar, bir noktada birleştiği takdirde, bu hareketsizlik alametidir[12]..."

İnsanlık
tarihinde vicdan ve din özgürlüğü üzerindeki baskıların bir bölümü
hoşgörüsüz olmaktan kaynaklanmıştır. İnsanlık sınırlı bir hoşgörüye
kolay ulaşamamıştır. Aslında islam dini bir hoşgörü dinidir. Yunus
Emre; "Yaradılmışı hoşgör, yaradan'dan ötürü[13]...." özdeyişi ile kültürümüzde var olan bu anlayışı somutlaştırmıştır.

Nitekim,
hukuk devletinin unsurlarından biri, devletin çeşitli dinlerin
mensupları arasında kanun önünde ayrım gözetmemesi, bütün bireylere
eşit işlem yapmasıdır. Türkiye cumhuriyeti Anayasasında bu ilke eşitlik
konusundaki 10'uncu maddede ifade edilmiştir. Buna göre;"herkes din,
mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir." Bu anlayış nedeni ile anayasaya göre; devletin resmi bir dini
yoktur. Atatürk'e göre; bireyler bu ilke sayesinde dini vecibelerini
serbestçe yerine getirebilirler.


SONUÇ


Atatürk, dini Allah ile kul arasında
bir bağ olarak görmüştür. Din vardır ve gereklidir. Ona göre; laiklik
dinsizlik değildir. Din inanan bireylere güç verir bireylerin kişisel
faaliyetlerini etkiler

Atatürk'e göre; vicdan ve din özgürlüğü sınırsızdır. Bireyler
istedikleri dine inanırlar veya inanmazlar; seçme özgürlükleri vardır.

Atatürk'e
göre; bireyler ibadet özgürlüklerini anayasaya aykırı olmamak kaydı ile
kullanabilirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre; ibadet özgürlüğü
kullanılırken genel ahlak kurallarına riayet edilmeli; devletin sosyal,
ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini, değiştirilmesi veya siyasi
ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacı güdülmemelidir. Nitekim
ibadet özgürlüğü hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda yukarıda
belirtilen özel sınırlama sebeplerine tabi tutulmuştur. Ona göre; bu
sınırlamalar hukuk devletinin bir gereği olarak kanun ve yargı yolu ile
yapılmalı idarenin tüm uygulamaları her zaman bağımsız mahkemelerin
yargı denetimine açık olmalıdır. O, "Milletlerin yargı hakkı bağımsızlığının birinci şartıdır. Adalet kuvveti bağımsız olmayan bir milletin devlet olarak varlığı kabul olunmaz[14]." demiştir.

Görüldüğü
gibi; Atatürk dini bireyin en önemli temel özgürlüğü olarak görmüştür.
Bireyin ibadetini serbestçe yapabilmesi ve diyanet işlerinin yerine
getirilmesi görevini Başbakanlığa bağladığı Diyanet İşleri Başkanlığına
vermiştir. Ayrıca bilgili din görevlileri yetiştirilmesi amacı ile
İlahiyat fakültesinin kurulmasını sağlamıştır. Çünkü uyum kabiliyeti
noksanlığını, Kur'ın ayetlerine atfedecek yerde kendi anlayış
düzeyimizin yetersizliğine atfetmemiz gerekmektedir. Zira bireylerin
dini kendi akıl ve eğitim düzeyleri ölçüsündedir. Atatürk'e göre;
bireyin eğitim ve ahlak düzeyini yükseltmek devletin temel vazifesidir.


Atatürk'e göre; bireylerin görüşlerinin farklı farklı olması
demokrasinin bir gereği ve zenginliğidir. Herkesin aynı düşüncede
olması hareketsizliğin bir işaretidir. O, bireylerin hoşgörülü olmaları
gerektiği üzerinde önemle durmuştur. O, bu nedenle devletin resmi bir
dininin olmaması ilkesinin anayasaya girmesini istemiştir. Nitekim bu
ilke bireylerin vicdan, din ve ibadet özgürlüklerini serbestçe
kullanabilmelerinin anayasal bir güvencesi olmuştur.

Atatürkçü düşünce sistemini bir gereği olarak; hukuk devleti
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında belirtilen diğer özgürlükler gibi
vicdan, din ve ibadet özgürlüğünü her türlü baskılara karşı korumaktan
sorumludur. Ancak din ve vicdan özgürlüğü bireyin maneviyatında saklı
duran bir özgürlük olduğundan, onun özelliği gereği mutlak olması yani
sınırsız olması anayasa gereğidir. Fakat ibadet özgürlüğünün
sınırlanması anayasaya göre; kanunla ve yargı yoluyla yapılır. Temel
amaç İnsanların din özgürlüğünü korumaktır. Atatürk, din özgürlüğünü
bireyin vicdani görevi olarak kabul etmiş; herkesin vicdanının emrine
uymakta serbest olduğunu söz ve demeçlerinde birçok defa belirtmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ozdmrugur
Kurmay Yarbay
Kurmay Yarbay
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 436
Yaş : 30
Kayıt tarihi : 17/07/07

MesajKonu: TİMYO   Cuma Tem. 20, 2007 11:58 am

arkadaşım emeğine sağlık...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Misafir
Misafir



MesajKonu: :)   Çarş. Ağus. 29, 2007 12:27 pm

sayın editörüm bu paylaşım için çok teşekkür ederim çünkü bunu bilmeyen ve kafasına göre atıp tutan çok arkadaş var kendini ya çok ATATÜRKÇÜ ya da tam tersi ATATÜRK'Ü hiçe sayanlar var bu konuda bizi aydınlatıp yol gösterdiğin için teşekkür ederim..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
kalleş rahibe
Teğmen
Teğmen
avatar

Mesaj Sayısı : 224
Yaş : 28
Nerden : ütopya
Kayıt tarihi : 30/08/07

MesajKonu: Geri: Atatürk ve Din Anlayışı   Çarş. Eyl. 12, 2007 10:02 pm

arkadaşlar size bir kitap önereyim bir bakın isterseniz.......DR.HAYDAR SEÇKİN_atatürkü kuranda aradım ve buldum...

_________________
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
NAZIM HİKMET
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Atatürk ve Din Anlayışı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Cumhuriyet [ Atatürk ile birlikte Cumhuriyeti tekrar kurun! ]

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Giresun Üniversitesi Öğrencileri Paylaşım Alanı :: Eğlence :: Serbest Kürsü-
Buraya geçin: